11 Ekim 2026 Pazar  –  Milliyet Pazar  –  Alice

Nükhet Duru ile 16 ay sonra röportaj için Nişantaşı’ndaki Milano’da buluştuk. Mayıs 2025’ten bu yana konserden konsere koşan şarkıcı, otomobilinden inince baktım sağ ayağında ayakkabı yerine plastik bir aparat var.  Söyleşiye başlamadan geçmiş olsun dileklerimi ilettiğim sanatçıya ne olduğunu sordum.  Zemindeki kot farkı yüzünden burkulan sağ ayak en küçük parmağının arkasındaki kemiğin kırıldığını anlattı. Ne zaman oldu bu  diye sorunca da sanatçı şunları söyledi:

“15 gün oldu. Allah’tan kemik yapım sağlam çıktı. İki hafta sonra normal ayakkabı giymeye  başlayacağım. Bu tür şeyler durdurmuyor beni. İptal edemeyeceğim iki konserim vardı, bu hâliyle atlattım o konserleri. Buzlar, spreyler para etmediği zaman ağrı kesici aldım. Farkı bir bot giyip iki konseri çıkardım ama gözümden ateş çıkıyordu.” 

Nükhet Duru: Vasiyetnamem yok, daha dalya diyeceğim

Hırka, kaşkol gibi örgülerin yanı sıra şık şık çantalar da yapıp, bunları öğrencilerin hayrına satıyorsunuz. Örgü örmeyi kimden öğrendiniz, ne zaman başladınız?

Genç kızken önce anneannemden öğrendiklerimle başladım. Sonra meraklı arkadaşlarımdan model üretmeyi öğrendim ve yıllardır her kış tanıdıklara battaniyeler örerim. Boş duramam, oturup TV izleyemem.  Trafikte şoför otomobili sürerken bile elimde örgü olur. Midem bulandığı için arabada kitap okuyamıyorum ama bakmadan örebildiğim için sorun olmuyor.

Ördüklerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ördüklerimi genelde giyiyorum veya arkadaşlarıma hediye ediyorum. El emeğiyle yapılmış bir hediye alınan en pahalı şeyden daha kıymetli geliyor. “Bir marka kursana” dediler ama sanatçıların ticarette başarılı olamadığını düşündüğümden bunu bir hayra çevireyim dedim. Biraz daha elimi alıştırdım. Sonra bir iki arkadaş buldum, örgü örebilen. Ortaya şirin şirin çantalar çıktı. “Kermese verelim, tam burslu kız çocuklarına yardımcı olalım” diye başladık. Şimdi kış koleksiyonunu yapıyoruz TED Koleji öğrencileri için. Çocuklara bir şey kalsın diye elimin emeğiyle eğitime katkıda bulunmaya çalışıyorum.

Bu hobiye,  “Örgü örmek Alzheimer’i önlüyor diye” öğrenip başlamadınız yani?

Hayır ama insanın her gün yeni bir şey öğrenmesi, iyi beslenmesi ve vücudunu diri tutması gerektiğine inanıyorum. Gençlik yıllarımdan itibaren gelen bir rahatsızlığım nedeniyle ellerim ve ayaklarım sürekli hareket hâlindedir. Çünkü küçük beyinle alakalı sinirsel hastalık olan MS durmayı kaldırmıyor.

Nasıl fark edildi MS olduğunuz?

18 yaşında yakalandım. O zamandan beri düşünsel  biçimde onu uyuttum ama ara sıra ataklar geliyor.

Ne yapıyorsunuz o zaman?

İlaçları, serumu ve vücudu besleme sistemi var. O sayede yeniden uykuya daldırıyorum onu.

Nükhet Duru’nun bir varisi var ama yine de “Servetimin şu kadarı oğluma, şu kadarı şu vakfa” diye bir vasiyetname hazırladınız mı?

Yok, öyle bir şey hiç aklıma gelmedi. Ben daha dalya diyeceğim.

‘‘Çocuklara bir şey kalsın diye çalışıyorum’’

Boş durmayı hiç sevmediğini söyleyen Nükhet Duru örgü örmeyi uzun yıllar önce anneannesinden öğrenmiş: ”Ördüklerimi genelde giyiyorum veya arkadaşlarıma hediye ediyorum. Bir-iki arkadaş buldum, örgü örebilen. Ortaya şirin çantalar çıktı. Kermese verelim, kız çocuklarına yardımcı olalım diye başladık. Çocuklara bir şey kalsın diye elimin emeğiyle eğitime katkıda bulunmaya çalışıyorum.’’

Yanımdakiler yorulunca, ‘Biraz motor soğut’ diyor

Nükhet Duru’yu Nükhet Duru yapan nedir?

Öncelikle olumlu bir insan olması sonra da çok çok çalışkan olması. Yani ben hiçbir şekilde tembelliğe, kendini teslim edebilecek biri değilim. Bazen yanımdakiler hareketliliğimden yoruluyor, “Allah aşkına bir otur, motor soğut” diyorlar. Oturuyorum, 15 dakika sonra “Ne yapacağız böyle mi geçecek hayat?” diyorum ve kalkıyorum. Her an bir şeye yarama derdim var benim. İnsanların hayatına dokunmak, çalışmasını sağlamak, hayata bakışını değiştirmek ve mutlu olmalarını sağlamak beni de mutlu ediyor çünkü. Kendime karşı da aynı şekilde aşırı sevgi doluyum.

Söyleşiden önce, “İnsanlar hep dışını temizliyor ama iç temizliğini unutuyor. Her yaz ve kış iç organlarda temizlik yapmak lazım” dediniz. Bunu biraz açar mısınız?

İnsan hem ruhunu temizlemeli hem de iç organlarını; karaciğer, pankreas, mide ne varsa…  Bağırsaklar için ‘ikinci beyin’ deniyor. Çünkü bütün yediklerimizi süzen ve dışarıya atan kıymetli bir organ. Onu yediğimiz tüm kimyasal atıklardan kurtarmamız lazım ki sağlıklı olsun.  Onun için mümkün olduğunca organik beslenmeye dikkat ediyorum. Yıllar önce öğrendiklerim ve araştırdıklarımla kendime özgü bir kürüm var. Meyveleri iyi temizledikten sonra sadece sabahları yerim. Ananas, yaban mersini, elma, portakal gibi meyvelerin posası bağırsakları süpürge gibi temizler. Limon ve mandalinanın kabuğunu soyup dilimledikten  sonra kurutur, sonra yemeklere ve salatalara koyarım. Zencefil ve karanfil vazgeçilmezlerimdir. Sadece çayımda değil, günlük hayatta da dilimin altında 1-2 karanfil olur. Hem iltihabı önlüyor hem de insanın içine güzel bir koku yayıyor.

Nükhet Duru: Vasiyetnamem yok, daha dalya diyeceğim

“Teknoloji açışından müzik, sosyolojik olarak da seyirci çok değişti”

Türkiye’de müzik sektörü mü yoksa müzik dinleyicisi mi değişti?

Teknoloji açışından müzik, sosyolojik olarak da seyirci çok değişti. Teknoloji duyguların içine ölçülü katılmadığı zaman zevk vermeyen şarkılar, film ve diziler ortaya çıktı. İz bırakması ve etki yaratması için bu defa entrikalarla döşemeye başladılar. Şarkıları kibirli ve sürekli meydan okuyan hâle, dizileri de kimsenin aklına gelmeyecek entrikalara boğdular. Bu acayip ilişkileri ve entrikaları izleyenlerin kodları değişiyor ve insanlar mutsuz oluyor. Klişe bir laf vardır, “Mutluluk aranıp bulunan bir şey değildir” diye. Mutluluk senin kendi kendine yarattığın bir şey; yani bugün ben şurada şu sütlü kahveyi içiyor ve birlikte sohbet ediyorsak   şükrediyorum.

Bugünden geriye dönüp, “iyi ki yapmadım” dediğiniz bir şey var mı?

Ben “Keşke yapmasaydım” diyen biri değilim ama iyi ki bana dayatılan müzik tarzını seçmemişim diyorum. “Geniş kitlelere ulaşacak, daha çok satacak” denilerek dayatılan ticari müziği değil, daha insani hikâyeleri anlatan ve beni ben yapan şarkıları seçtim. Fikrimde direnmiş olmaktan mutluyum.

“Beni soğuk, ukala hatta yapmacık sananlar vardı” 

İnsanların Nükhet Duru hakkında en çok yanıldığı şey nedir?

Bilmem… Çok uzun bir süre beni soğuk, ukala, hatta yapmacık zannettiklerini tahmin ediyorum ama yıllar geçince bir ömür rol yapamayacağımı ve öyle biri olmadığımı anladıklarını sanıyorum.

Sahnedeki Nükhet Duru ile evdeki aynı mı?

Değil! Siyahla beyaz gibi. Evdeki Nükhet, süsüyle, püsüyle, bakımıyla aynı ama kendi hâlinde, turşu kuran, reçel veya salça yapan bir kadın… Kimse bunları benden beklemiyor, gören, “Yok canım” falan diyor.

“Kendi özgürlüğümü kendim yarattım”

Yaş aldıkça insanın kendisiyle ilişkisi değişiyor. Siz yaş almakla nasıl barıştınız?

İnsan yaş aldıkça seviniyor. Neden? Eğer bilgeliğe doğru bir yola girdiyseniz. Bilgelik kültürü; insani davranıştan, nezaketten ve bilgiden geçiyor, bu yüzden ben yaş almaktan büyük mutluluk duyuyorum. Üstelik yaş almak ihtiyarlamak değildir. İhtiyarlık; huysuzlaşmak, dünya olaylarına ilgisini kaybetmek, çocuklarla,gençlerle ilişki kuramamak, tatsız bir ruha bürünmektir benim için. Ben genç kız ruhuna sahibim ve hâlâ da zıplıyorum. Yaptıklarımı şöyle bir hatırlayınca 100 yıl yaşamışım gibi geliyor ama çok yaşamış olmak bana ihtiyarlık gibi gelmiyor.

Şöhret size neler kazandırdı, sizden neler aldı?

İlk zamanlar özgürlüğümü elimden aldığını düşünüyordum. Sonra bakış açımı değiştirdim. Niye evde oturacakmışım? Ben çıkacağım sokaklara dedim markete de giderim, pazara da giderim. Kendi özgürlüğümü kendim yarattım ve insanlar alıştı. Şöhret benden fazla bir şey almadı.

Ölmeden mutlaka yapmak istediğiniz ne var?

Güney Afrika’ya gitmek; kapılanları,aslanları sevmek istiyorum.

Altı yıl önce Asuman Dabak’ın söylediği “Hayat Bi’ Gün” şarkısını yorumlayıp single olarak çıkarmaya hazırlanan Nükhet Duru’nun yarın bunu yapmasının önünde engel yok…

Evet, “Hayat bir gün, o da bugün” şarkısını single yapıyorum ama şimdi çok işim var. Asuman, onu tiyatro müzikali yapmıştı, ben herkesi ayağa dikip oynatacak şekilde yorumladım şarkıyı. Oynamayan kimse kalamayacak.

Hayatınız bir müzik albümü olsaydı, adı ne olurdu?”

“Gerisi Vız Gelir Bana.”

“Ajda Pekkan bizim öncümüz”

Sizin tanıyanlar duygularınızı saklamadığınızı biliyor. Aşkta da böyle misiniz?

Aşk mı? Unuttum bu dediğini! O zaman nasıldım acaba? Ya ben her an aşığım yani bunu karşı cins olarak algılamıyorum ama karşı cinse de öyle hesaplı filan   gidemem. Neysem oyum; çok yorucu öbür türlü. Bir şeyi oynamak veya mış gibi yapmak bana göre değil. Sabırsızım, sıkılırım.

’70’li, ‘80’li, ‘90’lı ve 2000’li yıllarda kulvarınızda birçok rakibiniz vardı. Bugün de aynı şekilde çok rakibiniz var mı?

Benim yolumda pek giden görmediğimden sahne olarak da pek rakibim olmadığını düşünüyorum. Bu konuda mütevazı olamayacağım.

Popun starlarından olan Sezen Aksu kendini nadasa çekti, Nilüfer konser sayısını azalttı ama Ajda Pekkan ile siz maşallah konserlere devam ediyorsunuz.

Ajda Pekkan, tabii ki bizim öncümüz… Evet, biz sahnede olmayı seviyoruz. Sahnede kendimi doğru bir yerde hissediyorum. Orada büyüdüğüm için insan çıkıp da “Tamam artık burada bitti” diyemiyor. Orada çok daha doğru davranıyorum ama şurada giderken işte görüyorsun oraya çarpıyorum, buraya çarpıyorum, sakarım düşüyorum, kalkıyorum.

“Mahmure benden başkasında böyle olmazdı”

Yeni nesil şarkıcılardan sizi heyecanlandıran isimler var mı?

Birçok isim var. Kalben’den çok hoşlanıyorum. Dünyanın neresine gitsem ses tonundan tanırım. Sena Şener çok iyi bir müzisyen ve çok iyi bir yorumcu olmaya doğru emin adımlarla gidiyor.

Şarkılarınızdan “Bunu benden iyi kimse söyleyemezdi” dedikleriniz var mı?

Benim şarkılarımı kimse coverlayamıyor. Çok ayıp olur mu bilmiyorum ama tevazu göstermeyi bir tarafa bırakacak olursam ben kendime uygun şarkıyı seçiyorum.

O şarkılar arasında bir numara “Mahmure” mi?

Doğrudur; “Mahmure” benden başkasında böyle olmazdı.