7 KASIM 2021 PAZAR  –  MİLLİYET  –  ALİCE

Ünlü talk show’ların en kötü konuklarının kimler olduğuna dair ilginç bir derleme haber okudum Bild’de.

ABD’de yayınlanan ‘The Daily Show’un sunucusu Jon Stewart’a göre ‘en kötü konuk’ oyuncu Hugh Grant. Stewart’a göre, İngiliz aktör, “Herkese karşı inanılmaz derecede kaba ve tam bir baş belası.” Grant, Aralık 2009’da “Morganları Duydunuz mu?”yu tanıtmak için çıktığı şovda, filmle ilgili yayınlanan bölümü beğenmeyip, “Bu klip çok korkunç” dedi. Stewart, aktörü bir daha asla davet etmeyeceğini açıklayınca Grant, Twitter’den, “Jon Stewart şikâyetinde haklı” diye yazıp, özür diledi.

En kötü konuklarından birinin Amber Rose olduğunu açıklayan “Watch What Happens Live with Andy Cohen”in sunucusu Andy Cohen, “Amber Rose, bana döndü ve ‘Korkunç bir misafir miyim?’ diye sordu. Şimdiye kadarki en kötü misafirlerden biri için yarıştığını söyledim” dedi.

35 yıl talk show yapan Lorraine Kelly, en kötü konuğu Kevin Spacey için şunları söyledi:

“Çok kibirli, korkunç biriydi. Onu hiç sevmedim.”

“Chelsea Lately” adlı şovun yıldızı Chelsea Handler’in “Onu bir daha asla istemem” dediği tek konuk müzisyen, komedyen ve oyuncu Russell Brand.

Türkiye’de yıllarca TV’de program yapıp, ünlüleri ağırlayanlara, en kötü konukları ve sebeplerini sorsak acaba neler çıkar gün ışığına?

<a href=Talk show’ların en kötü konukları" data-inline-image="true" />

GERÇEK OLAYIN ETKİLEYİCİ FİLMİ

Netflix’te izlediğim “Benim Adım Yara” adlı İtalyan filmi bir kez daha, “Hiçbir senaryo, gerçekten daha ilginç olamaz” gerçeğini getirdi aklıma.

2021 yapımı “Benim Adım Yara”, İtalya’daki küçük bir kasabada ortadan kaybolduktan sonra ölü bulunan 13 yaşındaki Yara Gambirasio’nun gerçek hikâyesini anlatan bir film. “Yara”nın katilini bulup yargı önüne çıkarmayı saplantı haline getiren Letizia Ruggeri adlı idealist bir kadın savcı, dosyanın kapanmasına ramak kala hedefine ulaştı.

Nasıl mı?

Geçici görevle adli tıpta çalışan kendisi gibi idealist bir kadının DNA analizi sayesinde

Marco Tullio Giordana’nın yönettiği, idealist savcıyı Isabella Ragonese’nin oynadığı film kadar, finalinde yerel mahkemenin katile verdiği müebbet hapis cezasını dosyanın gittiği tüm üst mahkemelerin de onadığına dair yazılar, izleyicide etki bırakan unsurlar.

Film izleyicisinin, dini, dili, ırkı ve ülkesi farklı da olsa hiç tanımadığı birini öldürene en yüksek ceza verilmesinden memnun olmasının sebeplerinden biri, katil olduğunu bile bile hâkimin “iyi hal indirimi” yapmaması, hepsinden önemlisi de adalete duyduğu özlem olabilir mi?

KADINLA ERKEĞİN ROLLERİ DEĞİŞİNCE

Eskiden televizyonlarda yayınlananlar arasında çok yaratıcı reklamlar vardı. Son yıllarda “yaratıcılık” değil, ünlülerin ön planda olduğu reklamlar revaçta.

DeFacto’nun yeni reklamının yıldızları iki ünlü. Reklamın yıldızları Alina Boz ve Alp Navruz gibi iki ünlü de olsa, kadınlarla erkeklere biçilen rolleri tartışmaya açacak bir film DeFacto’nunki.

“Ben bir başkalaştım” mottosuyla çekilen reklamda Alina Boz, odun taşıyor, otomobil tamir ediyor, Alp Navruz ise örgü örüyor, ütü yapıyor.

DeFacto’nun bu reklamı, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’ndaki Türkiye’nin 150 ülke arasında 139’uncu olan yerini bir sıra yukarıya çıkarmayacak, ama olsun. Reklamın, toplumsal cinsiyet eşitliği yolunda insanları bilinçlendirmeyi hedefliyor olması bile değerli.

GÜNÜN SÖZÜ

“Mühim olan, yükseklere çıkıp hayata tepeden bakmak değildir. Mühim olan, ne kadar yükselsen de her şeye eşit mesafeden bakabilmektir.” (Şems)