18 Eylül 2022 Pazar  –  Milliyet  –  Alice

29. Uluslararası Adana Film Festivali’nde 20’li yaşlarda, ABD’de sinema okuyan ve de uzun metrajlı filmin yapımcılığını üstlenen bir sinemacıyla tanıştım. Eda Çarıkçı’nın bu yaşta bir değil, üç sinema filminin yapımcılığını üstlendiğini, birini ABD’den, diğerini Asya’dan aldığı fonlarla çektiğini öğrenince, günümüz üniversitelileri ve gençlerine rol model olması dileğiyle mini bir söyleşi yaptım kendisiyle…

İşte dünya prömiyerini Atlanta, Türkiye prömiyerini yarıştığı Adana’da yapan Cem Demirer’in ‘Mendirek’ filmi, Esra Saydam ve Malik Isasis’in yazıp, yönettikleri ‘Öte’ ve Ocak 2023’te Michael Cong’un yazıp, yöneteceği ‘Sentimental Journey’ filmlerinin yapımcısı genç sinemacının öyküsü…

Gençlere rol model olacak bir öykü bu

Türkiye’deki eğitiminiz ve sinemayla ilginiz ne?

Ben altı yaşımdan beri birçok tiyatro oyununda ve müzikalde oynadım. “Grease” ve “Cats” gibi müzikalleri İngilizce oynayan bir ilkokulum vardı. Sonrasında da kısa bir dönem devlet tiyatrosunda ufak tefek bir, iki rolüm oldu. Bursa’da lisedeyken amatör filmler çekmeye başladım. Koç Üniversitesi Medya ve Görsel Sanatlar mezunuyum. İşletme diplomam da var pek kullanmadığım… Üniversitede film üzerine yoğunlaşsam da bizim program biraz her şeyden anlayalım istediği için arzu ettiğim derinlikte bir film eğitimi alamadığımı düşündüm. Ali Vatansever Hocam bize hem sağ olsun sinemanın ne olduğunu çok güzel öğretti hem de beni Amerika maceramda çok destekledi, kendi tecrübelerini paylaştı.

ABD’ye ne zaman ve ne için gittiniz?

Amerika’ya 2020 Nisan’da Columbia Universitesi’nde MFA programı için gittim. Ondan öncesinde iki dönem pandemi yüzünden online okumak zorunda kaldım. Amerika Konsolosluğu kapalı olduğu için öğrenci vizemi uzun bir süre alamadım. Türkiye saatiyle sabah 5’e kadar derse girip, gündüz uyuduğum, yarasa gibi yaşadığım bir seneydi. Bütün ülkelerdeki Amerikan Konsolosluklar’ını arayıp, beni almalarını istedim. En sonunda Dominik Cumhuriyeti ülkeyle güçlü bağlarım olduğunu gösterebilirsem, oradan vize randevusu alabileceğimi söyledi. Dominik Başkonsolosluğu’ndan ve “Survivor”da çalışan orada yaşayan arkadaşlarımdan referans mektubuyla vizemi alabildim ve New York’a geçtim.

Niye bu okul?

Benim Columbia MFA’i ilk duyuşum, 12 yaşındayken Gülse Birsel’in katıldığı “Beyaz Show”du. Daha gerçekçi bir seçenek olmasıyla yakın dönem mezunu arkadaşlarım Selman Nacar ve Melik Kuru’nun programı tavsiyeleri, benim Esra Saydam’ın ilk filmi “Deniz Seviyesi”ne olan hayranlığımla bir araya gelince, başka bir okula başvurmadım bile. İlk başvurduğumda 2019’da giremeyince çok üzüldüm, ama vazgeçmedim. O arada da boş durmadım. Antalya Film Festivali’nde çalıştım, Cem Demirer’le “Mendirek” filmimizi (ilk uzun metraj yapımcılığım) çektik ve tekrar başvurduğumda kabulüm geldi.

Gençlere rol model olacak bir öykü bu

Kariyer planınız ne?

Çok güzel soru. Emin değilim. Sanırım benim için ideal senaryo New York’ta, Brooklyn’de yaşamaya devam edip, Amerika’da yapımcılık yapmak, Türkiye’de ise daha kreatif tarafta olmak. Şimdilik yazarlık, yönetmenlik ve oyunculuk hepsinden keyif alıyorum. Esra Saydam ve Malik Isasis’le yeni çekimlerini bitirdiğimiz “Öte” filminde yapımcılık ve yardımcı yönetmenlik yaptım, “Melek” karakterine can verdim. Böyle birden çok şapka takabildiğim filmleri seviyorum.

Adana’da yarışan filmde yapımcısınız, bir üniversite öğrencisinin için alışık olmadığımız bir durum bu…

Jack Lechner, Columbia Film Bölüm Başkanımız da aynı şeyi sorguladı. Türk öğrencileri hep böyleymiş gerçi. Bence bizim çıktığımız sistem çok çalışmayı normalleştiriyor. Aynı anda üç iş yapmazsam, kendimi tembel hissediyorum. Benim şansım “Mendirek” filmimizi okuldan önce çekmek ve “Öte”nin prodüksiyonunu yaz tatilime denk getirmek oldu sanırım.

 

‘İşin matematiğini okulda öğreniyoruz’

Manhattan’da gömü mü buldunuz, yoksa aileden miras mı kaldı?

Keşke! Ben okulda işin matematiğini öğrendim/öğreniyorum. “Nereden, nasıl para bulabiliriz?”, “Hangi festival, nasıl filmler ister?” bunları çalışıyoruz. Haklısınız, bir yandan da gömü gibi Manhattan’da da sanata para harcayıp, sosyal değeri olan hikâyeler anlatmak isteyen varlıklı çok borsacı ve dişçi var. Devlet destekli bir sinema modeli yok bizdeki veya Avrupa’daki gibi ama girişimcilik ruhuyla filme yatırımcı olan yürütücü yapımcılar var. Bizim işimiz de onları bulup, ikna etmek.

Yapımcılığını üstlendiğiniz diğer filmlerin hangisine, nerelerden fon aldınız?

Esra Saydam ve Malik Isasis’in “Öte” filmini San Francisco Film Fonu’ndan destekle çektik. Şimdiyse post prodüksiyon fonlaması için çeşitli festivallerin WIP kategorilerine başvuruyoruz.

Michael Cong’la ocak ayında New York’ta çekeceğimiz “Sentimental Journey”deyse biraz daha zorlandık. Michael’ın ilk uzun metrajı olduğu için önce geçen kış “proof of concept”ini çektik. O sayede aldığımız iki büyük Asya fonunda destek aldık. Bizim bir diğer avantajımız, hepimizin her işi yapabilmesi, küçük ekiplerle, 8-15 kişi film çektiğimiz için nispeten maddi açıdan daha rahat hareket edebiliyoruz.

GÜNÜN SÖZÜ “Yorma kendini, bırak hayatına eşlik etmek isteyenler seninle gelsin.” (Charles Bukowski)