9 Ocak 2022 Pazar  –  Milliyet  –  Alice

Sinema otoritelerinin, “Şimdiye kadar yapılmış en iyi film” saydığı ‘The Godfather’ (Baba) sevenlerini 25 Şubat 2022’de sürpriz bekliyor. Çünkü film, 50’nci yıl dönümünde 4K olarak yeniden sinemalarda olacak.

Mark Seal’ın Ekim 2021’de çıkan “Leave the Gun, Take the Cannoli: The Epic Story of the Making of The Godfather” adlı kitabı ve gazeteci Brain Viner’ın yazdıkları filminin kamera arkasında yaşananları 50 yıl sonra gün ışığına çıkardı.

Baba’ en sevdiğim film olduğu için hakkında çok haber okudum, yönetmen Francis Ford Coppola’nın castı oluştururken yaşadığı zorluklar dışındaki tüm bilgileri ilk kez öğrendim.

The Godfather’ın yazarı Maria Puzo’yu kumar borcu batağından, film stüdyosu Paramount’u batmaktan, yönetmen Francis Ford Coppola’yı parasızlıktan nasıl kurtardığı, mafyanın engel olmak istediği yapımın nasıl hayranı olduğunu, yarım asır sonra öğrendi filmin hayranları.

Yönetmen Coppola: Onlar olmadan asla

Çok sayıda aday arasından seçilen yönetmen Francis Ford Coppola, filmini çekeceği roman için “kötü” dese de, Maria Puzo gibi o da meteliksizdi. Buna rağmen Coppola, oyuncu seçimini yaparken stüdyonun dayattığı isimleri değil, kendi istediklerini seçti.

Yönetmen ‘Don Corleone’ rolü için Marlon Brando’yu istiyordu. Paramount yöneticileri,  alkol yüzünden iş disiplini sorunu olan Brando’ya karşıydı.

Coppola, filmin diğer önemli rolü olan ‘Don Corleone’nin en küçük oğlu ‘Michael’ı seçiminde de ciddi sorunlar yaşadı. Stüdyo; Robert Redford, Ryan O’Neal, Warren Beatty, Jack Nicholson veya Dustin Hoffman’ı, Coppola ise ısrarla ‘Al Pacino’yu diyordu.

Eserin yazarı Mario Puzo da, Al Pacino’nun ‘Michael’ kadar mükemmel olacağı konusunda hemfikirdi. Ancak bunun fazla önemi yoktu, asıl ikna edilmesi gereken Al Pacino’dan “O küçük cüce” diye söz eden stüdyo yöneticisi Evans’tı.

Coppola, Brando ve Pacino için her şeyi denedi.

Paramount’un Başkanı Stanley Jaffe, Brando’yu unutmasını söyleyince yönetmen, epilepsi numarası yaptı. Çok korkan Jaffe, ‘deneme çekimi’ kaydıyla Brando’ya “evet” dedi. Coppola, bunu Brando’ya zekice bir ‘makyaj testi’ olarak sundu.

Yönetmen, Brando’nun karaktere bürünmesine yardımcı olmak için Hollywood Hills’deki Mulholland Drive’daki evine prosciutto ve İtalyan peynirlerinden oluşan tabaklar getirdi.

47 yaşındaki aktör, kimonoyla odaya girdikten sonra, uzun sarı saçlarını arkadan atkuyruğu yaptı ve kendini kambur, mırıldanan, yaşlanan ‘Don’a dönüştürdü. Al Ruddy, daha sonra buna ‘Mulholland Mucizesi’ adını verdi.

Stüdyo yöneticileri Al Pacino konusunda da geri adım atıp, yönetmenin fikrini onayladı.

Oyuncu kadrosunu istediği gibi oluşturan yönetmen, stüdyo, ‘Pembe Panter’ temasının bestecisi Henry Mancini’de ısrar edince, “Nino Rota olmazsa ben yokum” dedi ve bir kez daha dediğini yaptırdı.

12.500 dolarlık telif nasıl 1 milyon dolara yükseldi?

Mart 1968’de Paramount’un yapım başkanı Robert Evans, şirketi yaşadığı ekonomik darboğazdan kurtaracak proje arıyordu.

Kumar yüzünden boğazına kadar borca batmış beş çocuk babası Maria Puzo, ‘Mafia’ adını verdiği bitmemiş romanını gösterdiğinde ortada yazılmış 60 sayfa vardı.

Kirk Douglas’ın mafya suç filmi “The Brotherhood” (Kan Davası) gişede çakıldığı için Evans, benzer bir işe sıcak bakmadı, ama Puzo’nun durumuna üzüldüğünden ona 12.500 dolar ödeyerek romanının haklarını satın aldı.

Puzo, romanını bitirdi, adını ‘The Godfather’ olarak değiştirdi ve kitap tüm dünyada en çok satan kitap oldu.

Bu müthiş başarıya rağmen, Paramount filmini yapmak istemedi. Çünkü Evans’a göre, ‘Sicilyalı gangsterler iş yapmaz’dı. Burt Lancaster’ın yapım şirketi, Puzo ile yapılan 12.500 dolarlık anlaşmayı satın almak için 1 milyon dolar teklif edince Evans, “Bu romanı Paramount dışında kimse çekemez” deyip, harekete geçti.

Frank Sinatra ve mafya ‘The Godfather’a karşı

Mafyayla ilişkileri bilinen Frank Sinatra, ‘The Godfather’ filmine karşıydı. Çünkü romandaki ‘mafyanın şarkıcı Johnny Fontane’nin kendisi olduğunu düşünüyordu.

O yüzden filmi engellemek için yasal yollara başvuracağını açıklayan Sinatra, Los Angeles’ta bir restoranda karşılaştığı Mario Puzo’ya hakaret edip, onunla tartıştı.

Sinatra, ‘The Godfather’ın çekilmesine karşı çıkan tek İtalyan-Amerikalı değildi. İtalya kökenli mafya üyeleri de filmin çekilmesini istemiyordu. Projeden vazgeçmeleri için Paramount’a 1 milyon dolar teklif edenler bile oldu.

Filmde, ‘Don Corleone’nin danışmanı Tom Hagen (Robert Duvall), yapımcı Jack Woltz’u Johnny Fontane’e yeni filminde bir rol vermeye ikna etmesi için Paramount’a elçiler gönderildi. Woltz, teklifi reddedince, bir gece uyandığında çok sevdiği safkan yarış atının kopmuş kafasını yatağında buldu.

Robert Evans’ın eşi aktris Ali MacGraw, oğullarını doğurduktan hemen sonra, New York’taki otelde “Bu filmi çekmeyin” diye tehdit edildi.

Sonrasında ne mi oldu?

Yapımcılar, New York’un organize suç örgütleriyle masaya oturdu. Paramount, filmin New York’taki ilk hafta gelirinin onların istediği yere bağışlanması, mafya üyelerinin filmde oynatılmasını garanti edince o zamana kadar yapımcılarına gizemli bir şekilde kapatılan tüm New York mekânları -Brooklyn’deki bir cenaze salonu, Staten Island’da Don Corleone’nin evi olmasını istedikleri bir ev- bir gecede film ekibine kapılarını açtı.

Mafyaya gizli gösteriyi 100 limuzin açığa çıkardı

The Godfather’ın oynadığı sinemalarda kuyruklar vardı, gangsterler filmi izlemek için beklemek istemeyince Paramount, onlar için özel ve gizli bir gösterim düzenledi.

Sinemanın dışındaki yaklaşık 100 limuzin organize suç örgütü üyelerine yapılan özel gösterimi açığa çıkardı. Filmi durdurmaya çalışan gangsterler sonra ‘The Godfather’ın hayranı oldu.

Efsanelerden genç yönetmene tebrik

The Godfather’, New York’taki galasından on gün sonra, 24 Mart 1972’de Amerika Birleşik Devletleri’nde vizyona girdi. Coppola, çağlar boyunca bir başyapıt mı yoksa yüksek profilli bir flop mu yapmıştı?

İki haftadan kısa bir süre içinde, ‘The Godfather’, ‘Rüzgâr Gibi Geçti’nin hâlâ elinde tuttuğu gişe rekorlarını kırınca David Lean ve Frank Capra gibi efsane yönetmenler, Coppola’ya tebrik mektupları yazdı.

GÜNÜN SÖZÜ

“Kadın kendi başına ne gül, ne de diken. Koklamasını bilirsen gül, tutmasını bilmezsen diken olur.” (Refik Halit Karay)